top of page

İRAN VE SAVAŞ IV

  • Writer: Şafak Göktürk
    Şafak Göktürk
  • 4 minutes ago
  • 5 min read

Cepheler birleşiyor

·      Birinci ayını dolduran savaşta, İran’da yıkımın ağırlaşmasına, İsrail’in hava savunmasında gediklerin artmasına, Körfez’de güvenliğin, dolayısıyla ekonomik hayatiyetin sorgulanmasına, dünya bakımından ise Körfez jeopolitiğinin barındırdığı kırılganlıkların araçsallaşmasına tanık olundu. Biri İran’da, diğeri bölge genelinde, iki cepheli bir savaş dinamiği oluştu. Lübnan’la bölgesel cephe genişledi, ancak bu gelişme savaşın Körfez merkezli stratejik hüviyetini değiştirmedi. İsrail, Hizbullah’a karşı harekâtını bu rahatlık içinde sürdürüyor. 

·      Hürmüz Boğazı’nın kapanması, savaşın odağına yerleşti. ABD yönetimi, savaşı başlatırken öngöremediği bölgesel ve küresel yansımaları dizginleme işinin başa düştüğünü anladı. Bunların üzerine bir de ABD’de yükselen ekonomik ve toplumsal baskılar eklendi. Kolayca zafer ilan etme seçeneği zayıfladı.  Bu faktör, savaşın askeri ve siyasi hedefleri üzerinde ABD ile İsrail arasında giderek belirginleşen vurgu farklılıklarını (İsrail süre baskısından biraz sıyrılsa da) güçlendirdi.

·      Halen iki cephenin birleşmesi sürecine tanık oluyoruz.

·      ABD Başkanı, İran’ın petrolünü denetimine almak için Kharg adasını ele geçirmek gibi çok riskli bir indirme ve çıkarma harekâtına hazırlandığının işaretlerini veriyor. Keza, Hürmüz’ün karadan ve denizden denetimi seçeneğini değerlendiriyor. İran’ın enerji santrallerini vurma tehdidinde bulunuyor, sonra bunu erteleyerek üçüncü taraflar üzerinden İran’la temas menzilini yokluyor. Bunlar, Trump yönetiminin plansız seçenek arayışında olduğunu düşündürüyor. Ancak, bölgeye kuvvet intikalleriyle birlikte kara harekâtı ihtimali artıyor.

·      İran rejimi ise, ABD’nin çıkışlarını, üzerindeki zaman baskısının etkili olmaya başladığının işaretleri olarak görüyor, savaşta bu şekilde bir denge noktasına ulaşıldığını düşünüyor, kendisinin acelesi olmadığı görüntüsünü vererek baskıyı korumak istiyor. Bu tavrında, füze kapasitesinin bakiyesine (Trump, İran’ın havadan saldırı kapasitesinin yüzde birinin kalmasının bile sorun oluşturacağını ilk kez geçen hafta kabul etti), her yerden fırlatabileceği dronlarına, basit deniz motorlarına, menzile girecekler için topçularına ve -gerekirse- mayınlarına güveniyor. ABD’nin İran'daki enerji tesislerini vurma tehdidine karşılık, Körfez ülkelerindeki deniz suyu arıtma tesislerinin de dahil olacağı hayati hedeflere misillemede bulunacağını söylüyor. Ama en çok da yıkım ve ölümlerin bütün ülkeyi etkilemesinin arkasına saklanıyor, kendi bekasını ulusun dayanma gücüyle sigortalamaya çalışıyor.

·      İran rejimi, savaşın şimdilik sürmesini tercih ediyor. Savaş sürdükçe kullanabildiği bölge ve seyrüsefer güvenliğini rehin alma yeteneğini kalıcı güvencelere tahvil etmek istiyor. Ayrıca, halkın karşısına koşulların çok daha ağırlaştığı mevcut ortamda hemen çıkmak istemiyor. En azından, kendisinin ayakta kalabilmiş olmasının ilerisinde, inandırıcı bir zafer anlatısına ihtiyacı var. Bölge ve dünyanın haline bakarak, savaşın varoluşsal evresini aştığı ve statükoyu değiştirecek bir başarıya yürüdüğü düşüncesi güçleniyor. Kaybedeceği pek bir şey kalmadığı varsayımıyla, savaşın karada da başlamasını çoktan denkleme almış görünüyor. Yatay tırmandırmayı da genişletme hazırlığında olduğu izleniyor. Irak’taki vekilleri aktifleşiyor. 28 Şubat’tan bu yana sessiz kalan Husilerin Yemen’den İsrail yönünde saldırılarına başladığı görülüyor. İran’ın bu kozu kullanmaya artık ihtiyaç duyduğu anlaşılıyor. Kızıldeniz’in Bab el-Mendeb girişinin kapanması olasılığı, deniz ulaşımı krizini derinleştiriyor.

·      İsrail, savaşın süresi üzerinde ABD’den ayrışıyor, İran’la yakınlaşıyor. Savaşın çekirdek tarafları İran ve İsrail, kozlarını tüketmedikleri, işin de bitmediği inancındalar. Varoluşsal dürtüde ortaklar. İsrail, kendisini haritadan silmeyi devlet politikası yapmış bir rejimi avlama fırsatını Trump’la yakalamışken sonuç almak istiyor. İran rejimi ise, ideolojik husumetinin kendi sonunu getirmesini düşünmek bile istemiyor, bu husumeti canlı tutacak yeteneklerinin bakiyesini koruyarak bu savaştan çıkmak istiyor.

·      Körfez ülkeleri, farklı ölçü ve vurgularla da olsa, nükleer kapasitesi elinde kalmış ve bölgeyi rehin alabilen bir İran yönetimiyle artık muhatap olmak istemediklerini belli ediyorlar. (Bu genel eğilimin bir ölçüde istisnası Oman’dır, o da bu bahiste belirleyici değildir.) ABD’nin güvenlik güvencesinin de izafiliğini deneyimliyorlar. İran, varoluşsal yatay tırmandırma stratejisinin savaşta işine yaradığını görüyor, ancak sonrasında Körfez’de normalleşme ve iş birliği şansını kaybediyor. Dünya genelinde ise, İran probleminin orantısız ölçüde büyümesi, ABD’nin öngörüsüzlüğüne tepki gösterilmesinin ötesinde sorgulanıyor.

·      ABD, Pakistan üzerinden İran’a ilettiği on beş maddelik listeyle öncelikle İran’ın mevcut nükleer tesislerini (Buşehr’deki sivil amaçlı reaktör hariç) kapatmasını, elindeki zenginleştirilmiş uranyumu UAEA’na teslim etmesini, füze sayı ve menzilini kısıtlamasını, bölgedeki vekillerine desteğini kesmesini ve Hürmüz Boğazı’nı açmasını istiyor, bunların karşılığında uluslararası yaptırımların (ABD’ninkilerin hariç tutulduğunu anlamak gerekiyor) kaldırılmasını vadediyor. İran ise, ABD’nin koşullarını reddederek (ancak uranyum zenginleştirme kapasitesinin durumunu görüşebileceğini, füze programını ise görüşmeyeceğini belirtiyor) tüm cephelerde savaşın ve suikastların sonlandırılmasını, kendisine tekrar saldırılmamasını, yaptırımların kaldırılmasını, savaş tazminatı ödenmesini ve Hürmüz üzerinde İran’ın hükümranlığının tanınmasını (Boğaz’ın karşı yakası Oman’a ve BAE’ne ait) istiyor. Tarafların bu pozisyonlarıyla orta bir noktada buluşmaları imkânı gözükmüyor.

·      İran, ABD’nin tersine, ortada bir müzakere bulunmadığını söylüyor. Bu, kelime anlamıyla doğrudur. Ancak, bu savaşın araçları ve yürütülme şekli esasen müzakere anlamına da geliyor. Şimdi, savaşın asimetrik cepheleri birleşirken, Pakistan, Türkiye ve Mısır üzerinden yürütüldüğü söylenen mesajlaşmalar ile bunların kamuoyuna aktarılma biçimleri savaş performanslarına ekleniyor. ABD’nin dikey, İran’ın da yatay tırmandırma iradelerini birbirlerine yansıttıkları bir süreç işliyor. Eğer Trump ültimatomunu işleme koymadan ikinci kez uzattığı süreye (6 Nisan) uyarsa, bu hafta içinde aleni beyanların sertleşeceği, arkada ise, hızlanacak savaşın iki tarafa maliyetleri ile yatışmanın getirilerinin kıyaslanacağı bir süreç başlayabilir. Bundan bir sonuç çıkması beklenmese de iki taraf da ucu açık bir savaş istemediklerini tersinden ifade etmiş olacaklar. İsrail bundan hoşlanmayacak.  


Çarşıdaki hesap eve uymazsa

·      ABD’nin evdeki hesabı çarşıya uymadı. İran rejimi için ise tersi muhtemel.

·      İlk olarak, savaş denklemini, öncesindeki arka planla birlikte kurmak gerekiyor. ABD ve İsrail 28 Şubat’ta saldırılarını İran zayıflatmak için değil, içeride ve dışarıdaki zayıf konumundan yararlanmak üzere başlattılar. Şimdi, rejim bakımından, ülkenin altyapısının ve otoritesini sağlama kapasitesinin tahribinin de bir sınırı olmalıdır. En azından varlığını sürdürmeye yetecek imkanları da yitirmek istemez. İkinci olarak, İran petrol, doğal gaz ve diğer ürünlerinin ihracatının sürmesini ister. İzlediği savaş stratejisi bu imkânı büyük ölçüde kesmiş durumda. Bunlar, rejim için de savaşın zaman çerçevesini sınırlayan faktörler.

·      Ancak, rejim için en temel sınama içeride oluşuyor. Rejim yapısının bunca tahribata ve üst düzey yönetici kayıplarına rağmen dayanıklılık göstermesi, kurumsallığının derinliğine yoruluyor. Aslında bu kurumsallık özünde çok temel ve basittir. Bu faktör, İran’ın kadim devlet geleneğine atfedilen özellikleriyle karıştırılmamalıdır. Velayet-i Fakih kavramına göre, ülkenin siyasal, hukuki ve sosyal düzeninin tamamı din bilginlerinin yönlendirme, gözetim ve denetimi altındadır. Bunu sağlamak üzere oluşturulmuş organlar (Yüksek Liderlik, Anayasayı Koruyucular Konseyi ve Uzmanlar Meclisi) atama ya da aday eleme yöntemleriyle kendi bünyesinde hiyerarşiyi yeniden üreten ve yürütmeyi rehberliğin sınırları içinde tutan bir mekanizmadan ibarettir. Yüksek Lider bu mekanizmanın maliki değil, nihai atıf makamıdır. Bu nedenle kaybı hemen kurumsal boşluğa yol açmıyor.        

·      Devrim Muhafızları, bu yapının sadece bir uzantısıdır. Devrimi korumak üzere, özel olarak oluşturulmuştur. İran-Irak savaşı sürecinde düzenli ordunun sevk ve idaresinde de söz sahibi olmuştur. Şimdi Devrim Muhafızları’nın savaş koşullarının da yardımıyla rejim yapısı içinde öne çıkması rejimin konsolide olduğuna değil, İran İslam Cumhuriyeti’nin bütün kurulumunun çözülmeye başladığına işaret eder. Devrim liderliği ve temel kurullarının yetkileri devredilemez. Devrim Muhafızları komuta kademelerinin etkisiyle Hamaney’in oğlunun babasının yerine sembolik liderliğe getirilmesi bir sahnelemedir, aslında ise “Rubicon”un geçilmesi anlamındadır.

·      Şimdi Devrim Muhafızları’nın rejimin fiili teminatı haline gelmeye başlaması, velayet kurumunun devlet üzerindeki yetkisini zayıflatıyor, bu yapı modüler bir forma dönüşüyor, devletin işlevsel ana gövdesiyle organik bağı çözülüyor. Rehberlik boşta kalıyor. Bu çözülme ortamı, halk çoğunluğunun Kum’un ipoteğinden kurtulma talebiyle örtüşüyor.


(30 Mart 2026)

Recent Posts

See All
İRAN VE SAVAŞ III

“Çanlar kimin için çalıyor?” ·      Dünya, asimetrik güçler savaşının zaman boyutu pazarlığı üzerinden sürdürülmesine tanık oluyor. İki taraf için de maksat savaşı uzatmak değil. İkisinin de ona takat

 
 
 
İRAN VE SAVAŞ (II)

Güç/maliyet dengesi ·      Savaşın ikinci haftasında, İran’ın askeri kapasitesinin, ABD ve İsrail’in ise salt üstün güçle alabilecekleri sonucun sınırları belirginleşiyor. ·      Uzman kuruluşların gö

 
 
 
İRAN VE SAVAŞ

Trump’ın hesabı ·      ABD Başkanı’nın müdahale kararlarının temelinde iki faktör var. Biri manivela yeteneği (burada askeri kapasite), diğeri durumu değiştirenin kendisi olması. ·      Sopa elindeyke

 
 
 

Comments


bottom of page